2005 Raporu
TOKAT İLİ KOMANA ANTİK KENTİ YÜZEY ARAŞTIRMASI 2005
Yrd.Doç.Dr. D.Burcu Erciyas
Komana’da 2005 yılı Haziran ayında (13-27 Haziran) 2004’de elde edilen veriler ışığında belirlenen bölgelerde,
geniş çaplı arkeolojik yüzey araştırması ve jeofizik araştırma yapılmıştır. Araştırma ekibinde
Yrd.Doç.Dr. D.Burcu Erciyas (başkan), Huriye Sakallıoğlu (Bakanlık temsilcisi), Emine Sökmen (öğrenci),
Ahmet Çinici (öğrenci), Tuna Kalaycı (öğrenci), Umut Devrim Eryarar (öğrenci), Burak Belge (öğrenci),
ve Nahide Aydın (jeofizik uzmanı) yeralmıştır.
Çalışmalar iki etap olarak planlanmış, jeofizik uzmanı ekibe katılana kadar arkeolojik yüzey araştırması üzerinde yoğunlaşılmıştır.
Bu seneki çalışmaların temel amacı Komana kentinin yerleşiminin çevreye yayılımını takip etmek,
çevre köylerde olası yazıt ve yapı taşlarını tesbit etmek, ve geçen sene olası yapıların bulunduğu belirlenen
3 bölgede gradyometre ve elektrik direnç ölçme teknikleri ile jeofizik araştırma yapmak olmuştur.
Bu çalışmalar sonucunda hem kentin yerleşim alanının tesbiti hem de ileride yapılması tasarlanan
kazı çalışması için bilgi toplanması planlanmıştır.
Bu sene yüzey araştırmalarını Haziran ayı olması sebebiyle bitki örtüsü son derece zorlaştırmıştır.
Geçen senenin aksine 2005’de çanak-çömlek çok az miktarda toplanmış (7 adet plastik poşet),
araştırmalar yüzey görüşündeki sıkıntı yüzünden çevre köylerin dolaşılması, yapı taşları ve yazıtların tesbiti,
yerel halkla kalıntılar hakkında konuşulması üzerinde yoğunlaşmıştır. Geniş alanlarda yürüyerek tarama yapılamamış,
ancak köylülerin rehberliğinde olası kalıntılar ziyaret edilmiştir.
Bu ziyaretlere Hamamtepe ve Yeşilırmak’ın güneyinde yeralan Ballıdere köyünden başlanmıştır.
Gümenek Mesire yerinden yola çıkarak Honi Deresinin yatağı takip edilmiş ve Ballıdere köyüne ulaşılmıştır.
Bu köy geçen sene tesbiti yapılan Karartıcıtepe (Bademlitepe) tümülüsünün bulunduğu tepelerin kuzeydoğu eteklerine,
Tokat Almus karayolunun hemen kenarına kurulmuştur. Köy evlerinin,
ahırların ve bahçelerin duvarlarında çok sayıda antik çağdan kalma yapı taşı bulunmaktadır.
Sütun parçaları ve blok taşlara ek olarak üç adet yazıt tesbit edilmiştir.
Bu yazıtlar Grekçe olup bir tanesi Bizans dönemine ait bir mezar taşıdır (Fig.1).
Bu yazıtların fotoğrafları çekilerek stampajları alınmıştır.

Ballıdere köyünün güneydeki eski yerleşim alanı ziyaret edilmiştir.
Burada bir adet sütun kaidesi görülmüş ancak arkeolojik herhangi bir bulguya rastlanmamıştır.
Ballıdere ile Ahmetalan köyleri arasındaki yolun Ballıdere’ye yakın,
doğu yamaçlarında bahçelerin üzerinde 3 adet Roma mezarının kazıldığı görülmüştür.
Bu mezarlar kenarları ve üzeri taşlarla kapalı basit mezarlardır.
Roma dönemine ait oldukları bir tanesinin kenarında kırılmış halde bulunan iki ayrı kaba ait parçalardan anlaşılmıştır.
Alanda dağınık şekilde görülen kemik parçaları mezarlardan kaçak kazılar sırasında çıkarılmış olmalıdır.
Geçen sene öne sürdüğümüz Yeşilırmak’ın güneyindeki bu yamaçların kentin nekropol alanı olduğu
düşüncesi bu seneki bulgularla güçlenmiştir.
Ballıdere köyünden daha doğuda yine Tokat-Almus karayolu üzerinde bulunan Döllük köyünde geçen sene başladığımız
ancak yarım kalan araştırmaya devam edilmiştir. Köy evlerinin arasında dolaşılarak yapı taşları tesbitine çalışılmıştır.
Köy içerisinde 150 x 75 x 60 cm ölçülerinde bir taş lahit teknesi ile 39cm çapında bir sütun parçası fotoğraflanmıştır.
Geçen sene tesbit ettiğimiz Nüğücüktepe’nin kuzey yamacındaki yoğun Roma seramiği ve tonozlu yapı
bulunan alan tekrar ziyaret edilmiştir (Fig.2).

Oradan güneye, tepeye doğru tırmanılmış, Sivritepe’nin batısında üzerinde bir zamanlar tümülüs
bulunduğu belirgin olan tepelerde birçok kaçak kazı çukuru ile karşılaşılmıştır.
Bu kazı çukurlarından bir tanesinin oldukça yeni olduğu görülmüştür. Mezar kayaya oyulmuş olup,
195 x 80 cm boyutlarında olup, içerisinde iskelet dağıtılmış bir şekilde durmaktaydı (Fig.3).
Bu alanlarda da Ballıdere’nin etrafında olduğu gibi birçok mezar olduğu tahmin edilmektedir.
Gümenek Mesire yerinde de hem jeofizik çalışma için uygun saha arama amacıyla hem de ek bir kalıntı
bulabilme ihtimali ile dolaşılmıştır. Burada bir kısmı toprağa gömülü şekilde duran bir sütun parçası bulunmuş,
etrafı bir miktar açılarak boyutları tesbit edilmiştir (143 x 53 cm) (Fig.4).

Ballıdere, Döllük ve Gümenek civarındaki çalışmalarımız tamamlandıktan sonra Kılıçlı ve Bula köylerinin bulunduğu alana geçilmiş,
Kılıçlı Aşağı Mahalle’de serbest halde bir yazıt parçası bulunarak müzeye teslim edilmiştir.
Kılıçlı’nın kuzeyindeki tepelerde köylülerin bahsettiği mağara aranmış ancak bulunamamıştır.
Geçen sene bulmuş olduğumuz Bizans Dönemi’ne ait duvarın ve Bula yakınındaki altıgen havuzun
geçtiğimiz sene boyunca çok fazla zarar gördüğü, gerek duvar gerekse havuzun çevresinde ve içinde kaçak kazıların
devam ettiği görüldü (Fig.5,6). Havuz içerisindeki taşlar ve yer kaplamaları yerlerinden kaldırılmış ve
etrafındaki künkler kırılarak sökülmüştü.
Havuz daha fazla zarar görmeden iç duvarların yüzeylerini belgelemek amacı ile duvarlar 1/50 ölçeğinde çizilmiştir.

Bula köy yolundan havuza ayrılan patikanın köşesindeki çeşmenin arkasında (batısında) 312 x 580 cm
boyutlarında moloz taş örgülü bir temel duvarı bulunmuştur (Fig.7). Bu temelin bir havuza ait olduğu ve geçen
sene vişne bahçesinde bulduğumuz diğer havuz ve altıgen havuzla bir zamanlar ilişkili olduğu tarla sahipleri
tarafından söylenmiştir. Bu sene bulduğumuz temelin bir su yapısına ait olduğuna dair herhangi bir veri olmamakla birlikte,
çeşmenin hemen arkasındaki pozisyonu, dolayısıyla suyun akış yönü ile ilişkisi, ve altıgen havuz ve vişne
bahçesindeki havuz ile aynı doğrultuda bulunması bu yapıların bir su sisteminin parçası olabileceklerini düşündürmüştür.

Bu tesbitlerimizi takiben Burak Belge ve Nahide Aydın’ın ekibe katılmasından sonra jeofizik araştırma için ön
çalışmalara başlanmıştır. Bunun için öncelikle nirengi noktaları tesbiti gerekmekteydi.
Tokat Valiliği Kadastro Müdürlüğü’nün yardımları ile noktalar tesbit edilip Total Station
ile kareleme çalışmasına başlandı (Fig.8). Öncelikle bir yapının parçası olabileceğini düşündüğümüz altıgen havuzun
güney kısmında 12 tane 20 x 20 m’lik kare oluşturulmuştur. Daha sonra, Gümenek Mesire yerinde eski
Tokat-Niksar karayolu üzerindeki girişinin hemen yanında 2,
ve yüzme havuzunun kuzeyinde de 1 tane 20 x 20 m’lik alan belirlenmiştir.
Çalışmalara havuzun güney tarafındaki karelerde başlanarak gradyometre ile tüm alan,
ve elektrik direnç ölçme aleti ile 7 kare taranmıştır (Fig.9).

Bu çalışmanın sonucunda her iki yöntemin ortaya çıkardığı görüntüde havuzun önünde bir dizi çizgi,
batı tarafında havuzu bir yapının içerisine alan duvar izleri ve güneybatıda 25 m uzunluğunda ve
20 m’ye yakın eni olan, olası bir yapı görülmüştür (Fig.10,11). Havuz ile dik açı yapan bu yapı U
planlı olup çok geniş yan duvarlara sahip görünmektedir. Havuzun ön taraftaki çizgilerin birbirleriyle
ilişkileri ve aralarındaki kısa mesafe, bunların tarla sürülme izleri olduklarını düşündürmüştür.
Her ne kadar havuz batı tarafından bir yapının içerisine dahil edilmiş de görünse, güney tarafında
hiçbir yapı izine rastlanmamış olması şaşırtıcı olmuştur. Bu havuzun hamam gibi kamusal bir yapıya
ait olma düşüncesi aynı zamanda bu alanın da Komana yerleşim alanının bir parçası olduğunu göstereceğinden,
havuzun müstakil olma ihtimali buranın kentten bağımsız olduğunu düşündürmüştür. Havuzun yakınındaki
U planlı olası yapının ileride incelenmesi önemli olabilir. Ayrıca jeofizik çalışma kuzeye doğru genişletilirse
havuzun bir yapının güney ucunu oluşturup oluşturmadığı da öğrenilebilir. Bu sonuçlar ışığında erken olmakla
birlikte bu havuzun gerçekten de anıtsal boyutta bir sulama havuzu olduğu veya en azından kırsal bir villaya
ait olabileceği öne sürülebilir.
Bu hipotezi kanıtlamak için elbette gelecek yıllarda jeofizik çalışma devam etmelidir.

Havuz çevresinde jeofizik çalışmanın önemli sonuçlarından bir tanesi de arazide bulunan
yeşil ve koyu gri renkli metamorfik taşlar ile büyük olasılıkla kireçtaşının gradyometre’den
sağlanan görüntülerde farklılık göstermiş olmasıdır. Yüzeydeki koyu renkli taşlar siyah görünürken,
daha derinlerde duvar görüntüsü veren izlerin açık gri olarak belirdiği düşünülmüştür.
Bu bulgu ileride jeofizik çalışmada farklı malzeme kullanılmış farklı kültür katmanlarını
tesbit etmekte kullanılabilir. Farklılık taşların yüzey veya toprak altında bulunmalarından
da kaynaklanabileceği için bu bulgu ileride tekrar değerlendirilmelidir.
Gümenek’de DSİ’nin mesire yerinde 3 karede uyguladığımız gradyometre ve elektrik direnç ölçme
yöntemlerinde herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Bu sebeple araştırma alanı genişletilmemiştir.
Havuz ve Gümenek’deki çalışmalar hızlı bir şekilde sonuçlanınca Hamamtepe üzerinde de jeofizik
araştırma yapılmasına karar verilmiştir. Bu alanda 17 tane 20 x 20 m lik kare oluşturularak bu
karelerin tamamında gradyometre iki tanesinde ise elektrik direnç ölçme yöntemi uygulanmıştır.
Her ne kadar elektrik direnç ölçme yöntemi daha iyi sonuç verdiyse de burada yüzeyin çok kuru ve
taşlık olması sebebiyle çalışma ancak 2 karede sınırlı kalmıştır (Fig.12). Gradyometre çalışmasında
ise birçok farklı boyut ve yönde yapı kalıntıları görülmüştür ancak kesin sonuçlara jeofizik uzmanının
raporundan sonra ulaşılacaktır (Fig.13).

2005 yılı yüzey araştırması sonucunda Komana antik kentinin merkezinin, ya da en azından kutsal
alan ve ilintili binaların merkezinin Hamamtepe olduğu, Yeşilırmak’ın güney tarafındaki tepelerin
nekropol olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Bu durumda standart bir Hellenistik kent yerine belki
de surlarla çevrili bir kutsal alan, çevresinde verimli arazi ve bu araziyi işleyen kutsal çiftçilerin dağınık,
ufak yerleşimlerini hayal etmek gerekir. Ancak kuzey kştırmaları sürdürülerek özellikle Hamamtepe’nin daha iyi
anlaşılabilmesi için topoğrafik planının çıkarılması, kalan alanlarda da gradyometre ölçümlerinin yapılması,
hısımda geçen yıl rastlamış olduğumuz büyük tuğla duvarlar, 3 apsisli bazilika ve tabiki havuz,
Kılıçlı ve Bula köyleri arasında da bir takım büyükçe yapıların olduğuna, bölgenin belki daha geç,
mesela Bizans döneminde yerleşim gördüğüne işaret etmektedir.
Bu sebeple, sonuçların ancak erken sonuçlar olduğu düşünülebilir.
Gelecek yıllarda Komana’da yüzey araavuzun daha iyi anlaşılabilmesi için jeofizik çalışmanın bu
bölgede genişletilmesi ve Hamamtepe’de ileride yapılabilecek kazı çalışmasının ön değerlendirilmesi yapılmalıdır.
Çalışmalarımıza başlamadan önce düşündüğümüz gibi, gerçekten de Komana oldukça özel bir konuma sahip olmalıdır,
çünki bir Klasik çağ kenti görüntüsünü şu ana kadar vermemiştir. Daha önce antik kentlerle birlikte
hareket eden kutsal alanlarda çalışmalar yapılmıştır (Miletus-Didyma gibi), ancak bu şekilde herhangi
bir kente bağımlı olmadan işlevini sürdüren bir tapınak devleti modeli Anadolu’da tanınmamaktadır.
Bu sebeple bölgede yapılacak çalışmalar Anadolu antik çağının çok fazla tanınmayan bir yönüne ışık tutacaktır.
Bu çalışmalara ek olarak, üniversitemiz Jeoloji Mühendisliği bölümünden bir öğrencimiz Komana antik kenti ve
çevresinin jeolojisini yüksek lisans tezi olarak hazırlayacaktır. Böyle bir çalışma bu yapıda bir yerleşimin doğal kaynaklarını,
yerleşim koşullarını, muhtemel arkeolojik verilerin elde edilme olanaklarını, su sistemlerini ortaya koyacak,
hava fotoğraflarının yorumlanması sonucu kentin yayılım alanı daha açık bir şekilde ortaya konulabilecektir.