2004 Raporu
TOKAT İLİ KOMANA ANTİK KENTİ YÜZEY ARAŞTIRMASI 2004
Yrd.Doç.Dr. D.Burcu Erciyas
Tokat İli Komana Antik Kenti ve çevresinde bu yıl başlayan çalışmalarımız 20 Eylül-07
Ekim tarihleri arasında sürdürülmüştür. Kültür Bakanlığı temsilcisi Zeynep Akkoyun’da dahil
olmak üzere ekibimiz 5 kişiden oluşmuştur: Yrd.Doç.Dr.D. Burcu Erciyas (Proje Yöneticisi), Elif Koparal (Araş.Gör.),
Emrah Köşgeroğlu (mimar/y.lisans öğrencisi) ve Emine Sökmen (tarihci/y.lisans öğrencisi).
Çalışmalarımız sırasında destek veren Tokat Valisi Sayın Ayhan Nasuhbeyoğlu’na,
Tokat Müzesi çalışanlarına, DSİ Müdürü Mehmet Karaca ve DSİ çalışanlarına, İl Jandarma
Komutanlığına teşekkürlerimizi sunarız.
Antik kentte çalışmalarımıza öncelikle Hamamtepe adı verilen, Yeşilırmak nehrinin hemen kıyısında,
DSİ regülatörünün yanında ve Kılıçlı Köyü Aşağı Mahalle ile içiçe bulunan höyükte başladık. Hamamtepe,
Tokat-Niksar ile Tokat-Almus karayolları arasında uzanan yaklaşık 250 metreye 150 metre büyüklüğünde,
geniş kenarı nehir tarafına doğru üçgen bir höyüktür (Fig.1).

Höyüğün sivri ucu ayrı bir adacık olarak gövdeden ayrılmaktadır.
Höyüğün üzerinde bulunan yapı kalıntıları ve kenarlarında halen görülebilmekte olan duvarlar höyüğün geniş
adasının bir teras duvarı veya surlarla çevrilerek küçük adacıktan ayrıldığını göstermektedir.
Bu geniş kısmın güneye uzanan tarafı maalesef eski Niksar yolu ve DSİ Su Regülatörü inşası sırasında hasar görmüştür.
Höyüğün doğal eğiminin eski Niksar yolunun güneyinden geçen Sulama Kanalına kadar uzandığı yol kenarındaki
kültürel malzeme içeren toprak kesitlerinden anlaşılmaktadır.
Höyüğün güneybatı köşesinde, batısında, kuzeybatı köşesinde ve kuzeyinde oldukça kaba taş ve çimento
kullanmak suretiyle yapılmış, yoğun hasara uğramış duvarlar bulunmaktadır (Fig.2).

Bu duvarlardan güneybatıda olanı dışarıya doğru çıkıntı yapmakta, adeta dörtgen bir yapı oluşturmaktadır (Fig.3).
Yine batı taraftaki 2 duvarı takip eden 3. sıra duvar ileriye, dışarıya uzanmaktadır.
Duvar sırası kuzeybatıda dönerek devam etmekte, kuzeyde ise tekrar bir çıkıntı ile çift duvar olarak doğuya uzanmaktadır.
Güneyde yolun yarattığı tahribat sebebiyle duvar takip edilememiştir. Doğuda ise duvarların devamı bulunamamış,
bu duvarlardan bağımsız olarak dörtgen bir yapıya rastlanmıştır (Fig.4). Tepeyi çevreleyen duvarlar ayrıca yer
yer ana kaya ile de desteklenmiştir.

Hamamtepe’nin üzerinde odalar halinde yapılar bulunmaktadır ancak bu yapıların toprak üzerinde
kalıntıları görülememektedir. Odaların duvarları ancak duvarların yarattığı çıkıntılar ve boşluklardaki
çöküntülerden anlaşılabilmektedir. İncelemeler sırasında 2 yapı grubu tesbit edilebilmiştir.
Bunların her ikiside güney tarafa yakın olup her ikisi de farklı planlarda 6 odalıdırlar (Fig.3).
Hamamtepe’yi çevreleyen duvarlar ve üzerindeki yapılar 1/500 ölçekle çizilmiştir (Fig.3).
Hamamtepe’nin üzerinden ve güney yamaçta açılmış olan kazı çukurundan çanak çömlek toplanmıştır.
Tepe üzerinde bulunan çanak çömlek çoğunlukla sırlı olup Osmanlı dönemine tarihlenebilmekte, kazı
çukurunda bulunan seramikler ise muhtemelen Roma Dönemi’ne uzanmaktadır (Fig.5/6).

Hamamtepe üzerindeki incelemeleri takiben ekip çalışmalarını höyüğün yakın çevresinde yoğunlaştırmıştır.
Höyüğün batısında uzanan tarlalar Yeşilırmak’ın kuzeyinde kalmak suretiyle Niksar yolu ile sulama kanalının kesiştiği
noktaya kadar taranmış, geç döneme ait birkaç duvar kalıntısına ve az miktarda Geç dönem seramiğe rastlanmıştır.
Diagnostik parçalar toplanmış,
kalıntılar fotoğraflanmıştır.
Eski Niksar yolu ile Yeşilırmak arasında kalan ve DSİ’ye ait geçilmez bölgede de yürünmüş,
burada da çok az miktarda seramik ve birkaç mimari parça bulunmuştur (Fig.7).
Yine DSİ arazisi içerisinde Yeşilırmak’ın güney kıyısında inşa edilmiş yüzme havuzunun çevresi dolaşılmış,
ancak inşası sırasında ortaya çıktığı DSİ yetkilileri tarafından bilinen, fakat şu andaki yerleri tesbit
edilemeyen mimari parçalara ait yapılara rastlanmamıştır. Yüzme havuzu inşaatı sırasında burada bulunan
yapıların tahrip edlmiş olması veya üzerlerinin kapatılmış olması mümkündür. DSİ arazisi içerisinde bulunan
tek kayda değer antik yapı Roma döneminden kalma köprünün ayağı olmuştur (Fig.8).
Her ne kadar köprünün orjinal ayağı üzerine beton atılmak suretiyle regülatör yapısının kuzeyde bir parçası haline
gelmiş de olsa köprünün yapımı sırasında devşirme malzeme olarak kullanılmış
iki adet Roma yazıtı nehir suları çekildiğinde görülebilmektedir (Fig.9,10).

Yazıtlar Anderson (1903) ve Cumont (1906) tarafından daha önce görülmüş,
Wilson tarafından da tezinde yayınlanmıştır (1960). 20.yüzyıl’ın başında hala ayakta durmakta olan
bu köprünün bugünki hali üzücüdür.
Hamamtepe’nin hemen doğusunda yer alan Kılıçlı Köyü Aşağı Mahalle’de evler arasında dolaşılmıştır.
Evlerin duvarlarında antik dönemden kalma mimari yapılar gözlenmiş, Murat Can isimli köylünün
evinde üzeri Yunanca yazıtlı bir mezar taşı bulunmuştur.
Hamamtepe ve yakın çevresindeki incelemeler tamamlandıktan sonra, höyüğün güney tarafındaki
tepeler üzerinde görülen tümülüsleri araştırmak üzere Almus yolu’nun güneyinde çalışılmıştır.
Yola ve höyüğe en yakın tümülüs Karartıcı Tepe’nin ön tarafında bulunan tümülüstür (Fig.11).
Bu tümülüs güneydeki sulama kanalının yanında, yüksekçe bir tepenin üzerine yerleşmiştir (663m).
Hem kuzey yamacında hem de tepesinde kaçak kazılar yapılmış ancak tahminimizce mezar
odasına ulaşılamamıştır (Fig.12).
Tümülüs üzerinden toplanan seramikler Demir Çağı’na tarihlenebilmekte ancak tümülüs’ün dolgusu içerisinde taşınmış
malzeme olabileceği için
tümülüs için kesin bir tarih vermemektedir (Fig.13).
Tokat’tan Almus’a doğru ilerlerken Tümülüs’den yaklaşık 500m mesafede, yolun güneyinde tepe üzerinde yoğun seramik
bulunan bir düzlük tesbit edilmiştir. Büyük bir elektrik direği tarafından tahrip edilmiş bu düzlükte arkeolojik
malzeme 100m çapında bir alana yayılmıştır (Fig.14).
Arkeolojik malzeme Roma dönemi çanak-çömleği, ki batı tarafında özellikle büyük pitos parçaları,
kiremitler, ve kırık taşlar içermektedir (Fig.15,16).

Ayrıca bol miktarda kemiğe, birer parça cam ve mermere de rastlanmıştır. Alanda irice işlenmiş bir taş bulunmuş,
bu taşın sanduka lahit kapağı olabileceği düşünülmüştür. Ayrıca alandaki kaçak kazılarda küçük şekilsiz taşlardan
yapılmış basit bir duvar temeli ve alanın doğu tarafında tonozlu bir yapı ortaya çıkarılmıştır.
Daha büyük bir yapıya ait olması muhtemel tonoz görülebildiği kadarıyla 2,50m genişliğinde ve 4,10m uzunluğundadır.
Tonozun yapımında çok iri olmayan taşlar ve harç kullanılmıştır. Tonozun içi, bir yangın veya
ikincil kullanım sırasında uzun süre ateşe maruz kalmış olmalıdır ki, isle kaplıdır.
Yine Almus yolu üzerinde bulunan Döllük köyünde de incelemelerde bulunulmuştur. Köyün evleri arasında bol miktarda
çok iyi işçiliğe sahip yapı taşı görülmüştür. Bu taşlar arasında yer döşemeleri, bir adet sütun kaidesi (
Fig.17) ve bir lahit de bulunmaktadır (Fig.18).

Bir köylü bizlere bu taşların geldiği bahçeleri göstermiş ancak buralarda yapılara ait herhangi başka bir kalıntı görülememiştir.
Döllük’ün üzerinde ki Sivritepe’ye tırmanırken kayaya oyulmuş iki adet mekan tesbit edilmiş,
köylülerin bir tanesinin içerisinde bulunan klineyi tarifinden bunların kaya mezarı olabileceği düşünülmüştür.
Sivritepe Döllük köyünün güneybatısında yer alan ve üzerinde tümülüs bulunan bir tepedir (Fig.19).

İncelemelerimiz sırasında bu tümülüsün de Karartıcı Tepe tümülüsü gibi kaçak kazılarla tahrip edildiği hatta mezar
odasına ulaşıldığı gözlenmiştir. Tümülüsün çevresinde kayda değer seramiğe rastlanmamıştır.
Yanlız mezar odasına ait olduğunu tahmin ettiğimiz ve bölgede görülen
kırmızı renkli yerli taştan kesilmiş bir adet blok taşa rastlanmıştır.
Hamamtepe’nin güneyinde yapılan araştırmalar tamamladıktan sonra Hamamtepe’nin ve Tokat-Niksar yolunun kuzeyinde bulunan
Kılıçlı ve Bula köyleri çevresinde çalışmalara devam edilmiştir. Hem gezginler tarafından tesbit
edilmiş hem de müze tarafından tescillenmiş bir kaya mezarı (Fig.20)
ve türbe’nin (Fig.21) çevresinde incelemelerde bulunulmuştur.

Kaya mezarı bağımısız bir kaya kütlesinin üzerine Amasya’da görülen kaya mezarlarına benzer olarak tapınak görüntüsünde yapılmıştır.
Şu anda kırık durumda bulunan iki sütunun taşıdığı bir alınlığı olup mezar odasına giriş küçük bir pencereden sağlanmıştır. Alınlık üzerinde bir kalkan tasviri vardır.
Alt tarafda iki satır Grekce bir yazı (Fig.22) mezarın bu ikinci kullanımında kime ait olduğunu göstermektedir.

Yazının sol tarafında bulunan nişin kremasyon urnesi için yapılmış olması ve orjinalinde bir kapağının bulunması muhtemeldir.
Mezar odasının (2,34 x 1,65m) içerisinde herhangi bir yapı bulunmamaktadır. Yanlızca yerde 23 cm’ye 41 cm’lik bir oyuk
görülmektedir. Mezar odasının iç arka yüksekliği 1,19m olup giriş yüksekliği 1,15m’dir.
Kayanın doğu yüzeyinde ikinci bir kaya mezarı bulunur. Bu mezarın dışı bezemeli değildir ancak içerisinde iki adet mezar
çukuru ve arka tarafta bir kline vardır. Kayanın üzerinde de bir mezar çukuru kazılmıştır ayrıca ikinci bir çukurun
kazılması için noktalar belirlenmiş ancak oyma işlemi yapılmamıştır.
Kaya mezarı çevresinde bir miktar Bizans veya Osmanlı seramiği toplanmıştır.
Kaya mezarının batısında bulunan eğimli arazinin özellikle batı eğiminde erken döneme ait olduğu düşünülen
çanak çömlek parçaları bulunmuştur (Fig.23).

Bu parçaların Erken Tunç ve hatta Geç Kalkolitik olabileceği düşünülmektedir. Yüzey araştırması sırasında ele geçen en erken
malzeme bu olmalıdır. Bu çanak çömleğin bulunduğu alanda herhangi bir yapı izine veya başka arkeolojik buluntulara rastlanmamıştır.
Bu eğimli arazinin kuzey kısımlarında kaya mezarı çevresinde toplanmış olan seramiğe benzer seramikler de bulunmuştur.
Kaya mezarının 150-200 metre doğusunda yine küçük bir tepe üzerinde bir türbe görülmektedir. Bu türbenin çevresinde dolaşılmış,
eskizleri çizilmiştir. Türbe çevresinde bol miktarda kiremit göze çarpmaktadır. Ayrıca türbenin güneyinin eski bir mezarlık
olduğu sürülerek pancar ekilmiş bu arazide görülen insan kemiklerinden anlaşılmaktadır.
Burada herhangi bir buluntuya rastlanmaması mezarlığın İslamiyet dönemine ait olduğunu düşündürmektedir.
Yüzey araştırmasının geri kalan kısmı Kılıçlı ve Bula köyleri arasında bulunan arazinin taranmasına ayrılmıştır.
Kılıçlı köyü sakinlerinin de yardımlarıyla Kılıçlı’nın kuzeyinde bulunan tepelerin hemen dibinde Bizans Dönemi’ne
ait bir bazilika (Fig.24),
tepelerin önündeki tarlalarda kaçak kazıda ortaya çıkarılmış Bizans Dönemi’ne ait bir duvar (Fig.25),

aynı çevredeki kayalarda taş ocağı olarak kullanıldıklarına dair alet izleri (Fig.26), ve
Bula köyü yakınlarında kesme taşlardan yapılmış altıgen bir su yapısı bulunmuştur.
Bu buluntulardan kuşkusuz en görkemlisi altıgen havuz görünümündeki yapıdır (Fig. 27).

Henüz tam olarak işlevi anlaşılamamış bu yapının herbir duvarı yaklaşık 5 metre, çapı ise 10,55 metredir.
Taşlardan birçoğuna oyularak su kanalı yapılmıştır. Tabanında da su giderleri göze çarpmaktadır.
Yapının çevresinde açılmış olan kazı çukurlarından anlaşıldığı kadarıyla, yapıya kuzeyden birden
fazla künk ile su gelmektedir. 1955 yılına kadar sulama havuzu olarak kullanıldığını öğrendiğimiz bu
yapı Roma Dönemi’ne ait olmalıdır. Bu havuz görünümündeki yapının daha büyük bir yapının parası olması
muhtemeldir ancak bu seneki
çalışmalarımızda bu düşünceyi destekleyecek kanıt bulunamamıştır.
20 Eylül-7 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilmiş olan Komana Antik kenti yüzey araştırması hem
Komana olduğu varsayılan Hamamtepe ve çevresinde, hem de mezarlık alanları ve Roma-Bizans dönemlerinde
yerleşim gördüğü anlaşılan Kılıçlı ve Bula köyleri arasında kalan arazide önemli bulgular ortaya koymuştur.
Bu ön çalışmayı gelecek yıllarda jeomanyetik yöntemlerin kullanıldığı daha yoğun yüzey araştırmaları takip edecektir.