Raporlar

2007 Raporu

TOKAT İLİ KOMANA ANTİK KENTİ YÜZEY ARAŞTIRMASI 2007
Prof. Dr. D.Burcu Erciyas, Emine Sökmen

Komana antik kentinin Roma dönemlerinde kapladığı alanı kapsayan ve neredeyse Tokat İli Merkez İlçe sınırları içerisinde kalan 2007 yüzey araştırması 23 Ağustos- 7 Eylül tarihleri arasında yapılmıştır. Ekipte Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yerleşim Arkeolojisi Anabilim Dalı öğrencileri Emine Sökmen ve Yasemin Özarslan ve Kültür Bakanlığı temsilcisi olarak Yozgat Müzesi’nden Ümit Öztalas görev almıştır. 16 gün süren araştırma sırasında Merkez İlçe’ye bağlı neredeyse tüm köyler ziyaret edilmiş, köy içlerinde bulunan mimari parçalar ve köylerin yakınında bulunan antik yerleşmeler belgelenmiştir. Çalışmanın sonuçları inceleme sırasına göre değil, arkeolojik alan türlerine göre ve kronolojik bir sırayla sunulacaktır.

Geç Demir Çağı/Erken Hellenistik Dönemi Yerleşmeleri:

2007 çalışmaları sırasında 3 alanda Roma öncesi olarak tanımlanabilecek, olasılıkla Geç Demir Çağı ve Hellenistik Dönem’e ait seramiğe rastlanmıştır. Bu alanlardan birincisi Komana’nın güney doğusunda, Almus İlçesi sınırları içerisinde bulunan Ormandibi Beldesi’ne ait tarlalarda bulunmaktadır. Bu alana öncelikli olarak bir kaya mezarını incelemek üzere gidilmiş, kaya mezarındaki incelemeler tamamlandıktan sonra, mezarın arkasında bulunan tarlalarda gezilmiştir. Bu tarlalarda yoğun seramik dağılımı gözlenmiş, seramiklerin Roma dönemi öncesine tarihlenmesi gerektiği görüşü oluşmuştur.

Yine Roma öncesine ait seramiklerin tesbit edildiği ikinci alan, Tokat’ın batısında bulunan Çamaltı köyünün kuzeybatısında, Kazova’ya hakim bir tepenin üzerinde bulunmaktadır (Fig.1). Aktepe olarak anılan ve iki tepeden oluşan bu alanda tarım faaliyetleri devam ettiğinden, yüzeyde yoğun miktarda toz halinde harç ve seramik bulunmuştur. İki tepenin yeraldığı büyük düzlüğün tamamında arkeolojik kalıntıların bulunduğu söylenebilir. Aktepe’nin doğusunda düzlüğün doğu ucunda kaçak kazılarla tahrip edilmiş duvarlar görülmüş ancak çevresinde arkeolojik buluntuya rastlanılmamıştır. Aktepe’nin tescillenebilmesi için sit fişi hazırlanmıştır.


Roma öncesine tarihlenebilecek son grup seramik, Tokat’ın batısında, Yeşilırmak’ın kuzeyinde, Emirseyit Beldesi Ziveri Mevkii’nde bulunmuştur. Seramiklerin yayıldığı alan, moloz taşlar ve harçla inşa edilmiş bir havuzun yanında bulunmaktadır. Dikdörtgen havuza su kuzeyden gelmekte ve havuz halen kullanılmaktadır. Sazların boylarının büyüklüğü ve tamirler havuzun tarihlenmesini zorlaştırmaktadır, ancak Roma döneminden önce bir tarih de önermek mümkün görünmemektedir. Havuzun boyutları aşağı yukarı 1530cm’ye 850cm’dir.

Bunun yanında, arazide bulunan ve çok geniş bir alana yayılan seramikler olasılıkla Roma dönemi öncesine ve Roma dönemine tarihlenebilir. Alanda ayrıca bol miktarda künk görülmüştür. Havuzla birlikte Roma dönemine ait künklerin bulunması bu bölgede su idaresinin Roma dönemine kadar uzandığını önerir.

Tokat İli sınırları içerisinde daha önce yapılan yüzey araştırmaları sırasında özellikle de Tokat-Turhal karayolu üzerinde çok sayıda Demir Çağı yerleşmesi tesbit edilmiştir. Ancak Orta Karadeniz Bölgesi’nde kapsamlı bir seramik tipolojisi bulunmadığından bu çalışmalar yetersiz kalmakta ve özellikle Demir Çağı ve Roma dönemleri arasındaki seramikleri tarihlemek zorlaşmaktadır.

Hellenistik Dönem Kayamezarları:

Yüzey araştırması sırasında kapsanan alanda toplam 4 adet kayamezarı tesbit edilmiştir. Bunlardan Emirseyit Belde’sinin içerisinde bulunan kayamezarı ile Çördük kalesinin doğu tarafında bulunan 2 mezar daha önceden tescillenmiş olmalarına rağmen bilimsel herhangi bir yayında bu kayamezarlarına rastlanmamıştır.

Çördük kalesinin üzerine kurulduğu kayalıkların doğu tarafında 3 adet insan yapımı oyuk görülmüştür (Fig.2). Bu oyuklardan iki tanesi kayamezarı olup üçüncüsü kuzeyde bulunan küçük oyuğun üzerinde yer alır ve tamamlanmamıştır. Bu kayamezarlarından büyük olan kaya mezarının genişliği 947cm’dir. Pencere şeklinde yapılmış mezar odası girişinin, oyulmuş kaya mezarı tabanından yüksekliği 120cm, mezar odasının girişinin yüksekliği 107cm, genişliği 90cm derinliği ise 88cm.’dir. Kayamezarı oyuğunun derinliği ise 218cm’dir. Mezar odasının içi tonoz şeklinde oyulmuştur. Mezar odasının yüksekliği 233cm, genişliği 254cm, uzunluğu 240cm’dir. Kemerin kıvrımının başladığı noktaya kadar olan yükeklik 123cm’dir. Mezar kapısının, odanın içerisinden ölçüleri tavandan 70cm, tabandan 60cm, sol kenardan 81cm ve sağ kenardan 78cm’dir. İkinci kaya mezarına malesef ulaşılamamıştır.

Çat Kasabası’nın girişinde, yolun sağ tarafındaki kayalarda ufak bir kayamezarı görülmektedir. Mezara ulaşılamamış ancak fotoğrafı çekilebilmiştir.

Ormandibi kasabasının tarlalarında yüksek ve tek başına duran bir kayaya oyulmuş bir kayamezarı bulunmuştur (Fig.3). Bu kaya mezarı Pontus ve Paflagonya bölgelerinde sıklıkla görülen tapınak fasadlı mezarlardandır. Kayanın çok dik olduğu ve tırmanabilmek için merdiven olmadığından dolayı mezarın içi görülememiş, ölçüleri alınamamıştır. Kayamezarının gerisindeki tarlalarda Geç Demir Çağı/Hellenistik Dönem’e ait yoğun seramik yayılımı tesbit edilmiştir.

Dördüncü ve son kayamezarı Emirseyit Kasabası’nın tam ortasında yer almaktadır. Bu kayamezarı Tokat Müzesi tarafından tescillenmiştir. Ancak araştırmamız kapsamında daha yakından incelenerek mezar odasının ölçüleri alınmıştır. Kaya mezarı çok yüksek olmayan bir kayalığın güney yüzünde bulunmaktadır (Fig.4). Mezarın hemen arkasında kayaya oyulmuş merdivenler kayanın en tepesine kadar yükselmektedir. Kayanın üzerine başka herhangi bir kalıntı veya oyuk görülememiştir.

Mezar odası kayanın yüzeyinden sol taraftan 136cm, sağ taraftan 140cm, tavandan ise 171cm içeriye oyulmuştur. Mezar odasının girişi yukarıdan 120cm, sol taraftan 126cm, sağ taraftan 106cm, tabandan 67cm mesafededir. Girişin penceresinin kalınlığı 28cm’dir. Mezar odasının içi tonoz biçiminde oyulmuştur. Girişin tam karşısında kline bulunmaktadır.

Mezar odasının içerisinde hemen girişin önünden arkadaki klineye kadar dikdörtgen şeklinde bir oyuk ve bu oyuğun her iki tarafında yine ön yüzeyden klineye kadar birer bank bulunmaktadır. Bu banklardan sağdakinin üzerinde iki, klinenin üzerinde bir adet dairesel oyuk bulunmaktadır. Bu oyuklar urne koymak veya kremasyon artıklarını koymak için ikincil kullanımda yapılmış olabilirler.

Hellenistik Dönem Kaleleri:

Yüzey araştırması çalışmalarımız sırasında 2 adet tescilli kale gezilerek bu kalelerde veri toplanmıştır.

Çördük Kalesi:

Çördük Kalesi Tokat-Sivas karayolunun hemen üzerinde, Çördük köyü ayrımında, kuzey-batı yönünde uzanan bir kayalık üzerine kurulu bir kale olup, Tokat Müzesi tarafından tescillenmiştir (Fig.5). Ancak tescil çalışması sırasında Kale bilimsel bir yöntemle incelenmemiş, herhangi bir ölçüm yapılmamıştır. Bu sebeple ekibimiz 2007 yılında Çördük Kalesi’nde iki gün geçirerek mümkün olduğu kadar çok veri toplamıştır. Çördük Kalesi büyük bir kayalık üzerine kurulmuştur. Bu kayaların doğu tarafında görülebilen ve yukarıda bahsi geçen oyma mezarlar, kayalık üzerinde tesbit ettiğimiz iki adet kayanın içerisine doğru oyularak yapılmış merdiven ve kayaya oyularak yapılmış dikdörtgen bir yapı kalenin Hellenistik Dönem kullanımına ait olmalıdır.

Kalenin kuzeyi topoğrafik olarak erişime imkan vermediğinden, yani kuzey yönü dik ve düz bir kayalık olduğundan dolayı bu yöne bir savunma sistemi kurulmasına gerek görülmemiş, güney tarafa ise bir sur duvarı inşaa edilmiştir. Bu sur duvarının günümüze ulaşan kalıntıları Bizans Dönemi’ne aittir, ancak Hellenistik Dönem’de de güney tarafta bir duvar bulunması olasıdır. Bu sur duvarının kalenin girişi olarak tahmin ettiğimiz yerinde devam etmediğini ve hatta devam etmeyen yerde 25 basamaklı bir merdivenin batı yönünden uzanarak 97cm genişliğindeki sadece 33 basamağı sayılabilen ancak devamı moloz altında kalmış bir yeraltı tüneline ulaştığını gördük. Bu basamaklar sur duvarının tam da açıklık yaptığı yerde bulunmaktadır. Kalenin sur duvarı kayalığın güney tarafında iki adet yarım ay şeklinde uzanmaktadır. Duvarın ölçülebilen ortalama uzunluğu 80 metredir.

Kale duvarlarının içerisinde, kayanın kuzeyde yükselen kısmının hemen güneyinde anıtsal bir merdivenle karşılaşılmıştır (Fig.6). Merdivenler, ortada 260cm genişliğinde bir ana merdiven ve iki yanda daha yüksek seviyede ölçüsünü alamadığımız ama yaklaşık 50 cm genişliğinde olması gereken basamaklardan oluşmaktadır. Yan merdivenler ancak merdivenlerin kayaya oyulmuş kemerli giriş ile buluştuğu yere kadar uzanmaktadır. Bu noktaya kadar ortadaki ana merdivenin yaklaşık 30 basamağı bulunmaktadır. Merdivenin bugün ulaşılabilir toplam basamak sayısı 131’dir.

Bu çok dik, kaygan ve dibi görünmeyen merdivenlerden aşağıya Jandarma’nın yardımlarıyla inilmiştir. Yanlardaki kısa merdiven sıraları ana merdivenin 90. basamağına kadar ulaşmaktadır. Merdivenin yukarıdan 48. ve 108. sıralarının duvarlarında ufak simetrik yuvalar görülmüştür. Ahşap bir yapıyı taşımış olabileceği düşünülen bu yuvaların tam olarak amacı anlaşılamamıştır. Tünelin inşası sırasında yapılan kemerin yüzeyden 390cm’de bitirildiği tesbit edilmiştir. Merdivenin 108. basamağının sağ duvarında bir kısmı rahatlıkla okunabilen, fakat diğer kısımları okunamayan iki satırlık bir yazıt/grafiti bulunmuştur. Kaygan basamaklar üzerinde ayakta durulamadığından ve ışık yetersizliği/uygunsuzluğundan dolayı grafiti çok detaylı incelenememiştir. Ancak çektiğimiz fotoğraflar yorumlama ile birlikte ӨПΥΛΑΜΕΟΟΝ ΤΟΕΗΚΡ gibi görünmektedir.

Kalenin basamaklı yapıları incelendikten sonra kalenin duvarlarının içerisinde kalan tüm alan gezilmiştir. Bu alan içerisinde kayaya oyularak yapılmış dikdörtgen bir yapı kalıntısına rastlanmıştır. Yapının ölçülerini almak bitki örtüsü ve ulaşım zorluğu sebebiyle mümkün olamamıştır, ancak kuzey duvarındaki küçük oyuklar yapının en az iki katlı olabileceğini önermektedir. Yapının güney yüzünde aşağı seviyede şu anda toprakla örtülmüş durumda bir de pencere bulunmaktadır. Kalenin çeşitli yerlerinde küçük boyutlarda oyuklar ve basamaklar da göze çarpmaktadır. Kalenin yüzeyinde oldukça yoğun seramik ve metal parçalarına rastlanmıştır. Seramiklerin arasında Bizans dönemine ait parçalar olduğu gibi, daha erken dönemlere belki Demir Çağı’na tarihlenebilecek parçalar da görülmüştür.

Karagöz Kalesi:

Araştırma kapsamında Çat Kasabası’nın güneyinde bulunan Karagöz Kalesi incelenmiştir. Karagöz Kalesi Çördük Kalesi gibi en geç Hellenistik Dönem’den başlayarak kullanılmaya başlanmış olmalıdır (Fig.7). Çördük Kalesi’nde olduğu gibi kaleyi çevreleyen duvarlar Bizans Dönemi’ne aittir. Bu duvarları neredeyse kalenin tüm çevresinde izlemek mümkün olmuştur. Kaleye güney yönünden çıkan patika ilk olarak bizi dörtgen bir yapıyla buluşturmuştur. İşlevini henüz bilemediğimiz ama kule olabileceğini düşündüğümüz bu yapının doğusunda iç kısmı kırmızı sıvalı bir kemer bulunmaktadır. Yapının duvar örgüsünde harç kullanılmış olup yapının batı duvarı güneye kıvrılarak güney duvarını oluşturmaktadır. Batı duvar 400cm, güney duvar 307cm, doğu duvar kemere kadar 169cm, kemer açıklığı 101cm ve kemerin bittiği noktadan duvarın sonuna kadar 279cm uzunluktadır. Duvarın toplam uzunluğu 549cm’dir. Kemerin iç genişliği 106cm, uzunluğu ise 220cm’dir. Bu olası gözetleme kulesininin biraz üzerinde 23 basamaklı bir merdivenden oluşan kayaya oyulmuş bir tünel bulunmaktadır. Aşağıya doğru inen merdivenlerin genişliği 4 metre’dir. Tünel yapısının basamaklardan sonrası kaçak kazılar sonucunda tahrip edilmiştir. Kalenin duvarları kalenin kurulu olduğu kayalık alanı çevrelemektedir. Ancak sur duvarlarının büyük bir kısmı tahrip edilmiştir. Kale surlarının güneybatı köşesinden doğuya doğru ilerlerken 40. metrede olası bir kule yapısı bulunmaktadır. Duvarların toplam uzunluğu yaklaşık 380 m’dir ve Dik bir kayalık üzerine kurulmuş kalenin surlarının içinde kalan alan ortalama 6000m²’dir. Sur duvarlarının iç tarafında neredeyse tüm çevresinde sur duvarına dik uzanan daha ince duvarlar bulunmaktadır. Ancak bitki örtüsü ve kaçak kazılar bu duvarların tam olarak tesbit edilebilmesini imkansız kılmıştır. Kalenin güney surlarının dışında ikinci ve daha ince bir duvar sırasına rastlanmıştır. Bu duvar girişin doğusunda kalan güney tarafın neredeyse tamamı boyunca uzanmaktadır. Görünen toplam uzunluğu 60.20m’dir. Bu kale yapısı 2006 yılında Çat Belediye Başkanı’nın çabalarıyla tescillenmiştir. Karagöz Kalesi’nde bol miktarda seramik toplanmıştır.

Roma Dönemi Yerleşmesi ve Nekropol Alanları:

2007 yılı yüzey araştırması sırasında kesin olarak tek bir yerleşme Roma dönemine tarihlenebilmiştir. Bu alan Beşören köyünün güneyinde bulunan tarlalar ve tepe yamaçlarında bulunmaktadır. Kaçak kazılar sırasında bu alanda bulunan ve Roma dönemine tarihlenen bir cam şişe Tokat Müzesi’ne teslim edilmiştir. Alanda yapılan araştırma sırasında seramik toplanmış, yamaçların karşısında yani kuzeyinde, Beşören köyünün tam karşısındaki tepede bu nekropollerin ait olduğu yerleşmenin bulunabileceği gözlemlenmiştir. Bu öneri tamamen alanın topoğrafik yapısı üzerinden yapılmaktadır.

2007 çalışmaları sırasında tesbit edilen en önemli ve büyük nekropol kuşkusuz Akbelen kasabasının içerisinde batı ucunda, Belediye binasının hemen bitişiğinde bulunan ve Gavur Mezarlığı olarak adlandırılan nekropol alanıdır (Fig.8). Bu höyük görünümündeki tepenin üzeri tamamen insan kemikleriyle kaplı olup bol miktarda Bizans seramiği görülmektedir. Bunların yanısıra, tepenin güneydoğu köşesinde biz Akbelen’e gelmeden ancak birkaç gün önce, bir kaçak kazı çukuru açılarak çok miktarda insan kemiği tepenin yamacına doğru dağıtılmıştır. Bu kemiklerin yanısıra pişmiş toprak bir lahite ait olduğu düşünülen kırık parçalar ve büyükçe bir kiremitin parçaları bulunarak toplanmıştır. İnsan kemikleri de toplanarak Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Doç.Dr.Yılmaz Erdal’a çalışılmaları için teslim edilmiştir. Bulunan lahit benzeri lahitlerin Hellenistik Dönem’de kullanıldıkları bilinmektedir.

Üçüncü nekropol alanı Kemalpaşa’da bulunmuştur. Kemalpaşa’lı bir vatandaş bize tarlasında bulduğu bir takım objeleri gösterdikten sonra bu objelerin bulunduğu tarlalara götürmüş, buralarda lahitlerin de çıktığından bahsetmiştir. Buluntuların Roma ve Bizans Dönemleri’ne tarihlenmesi uygun olur.

Tümülüsler:

Geçmiş yıllarda olduğu gibi birçok tahrip edilmiş tümülüse rastlanmıştır. 2007 çalışmaları sırasında, tümülüslerin sadece kuzeyde ve güneyde bulunan tepelerin üzerlerinde değil ovada da yer aldıkları anlaşılmıştır.

Maltepe Tümülüsü:
Dağlık bölgedeki tümülüslerden birincisi Gaziosmanpaşa köyünün doğusunda bulunan Maltepe tümülüsüdür. Tümülüsün çevresi ortalama 170-180m çapı ise 60 m’dir. Tümülüs tahrip edilmiştir ancak üzerinde ve etrafında az miktarda seramik, kiremit kırıkları ve harç kalıntıları görülebilmektedir.

Kemiktepesi :
İkinci tümülüs Tokat-Niksar yolu üzerinde, Şenköy köyünün doğusunda yolun hemen kuzey tarafında Kılıçtepesi veya Kemiktepesi olarak bilinen hakim bir tepede bulunmaktadır. Tümülüs uzaktan kolaylıkla algılanabilmektedir. Bu tümülüsde de yaklaşık 5-6 metrelik bir çukur kazılarak kaçak kazılar yapılmış, tümülüs tahrip olmuştur. Arkeolojik herhangi bir malzeme görülmemektedir.

Poligon Tümülüsü:
Yine tepe üzerinde bulunan bir diğer tümülüs ise Tokat’ın hemen doğusunda bulunan Dedeli köyü ve kuzeyindeki Yelpe köyü arasında yeralır. Tamamı kazılarak tahrip edilmiştir.

Tokat’ın batısı ve doğusundaki ovalık alanlarda da 3 adet tümülüs tesbit edilmiştir.

Bekçitepe Tümülüsü:
Bu tümülüslerden Tokat’ın batısında Taşlıçiftlik köyünün girişinde yeralan Bekçitepe Tümülüsü Tokat Müzesi tarafından daha önce sit alanı olarak tescillenmiştir. Tümülüs üzerinde ve etrafında tarım faaliyetinin devam ettiği ve kaçak kazıların tümülüsü tahrip etmekte olduğu görülmüştür. Kaçak kazılarda bir duvar ortaya çıkarılmıştır.

Karakaya Tümülüsü:
Tokat’ın doğusunda, Karakaya köyünün kuzeyinde, Tokat-Niksar karayolunun hemen güneyindeki tarlaların arasında bir tümülüs görülmüştür. Bu tümülüsün neredeyse yarısı ağır bir şekilde, olasılıkla iş makinalarıyla tahrip edilmiştir. Tümülüsün ve kazılmış alanların yüzeyinde bol miktarda Geç Antik Çağ’a ait seramik ve insan kemikleri bulunmaktadır.

Us Tümülüsü:
Son olarak Tokat’ın batısında bulunan Kemalpaşa kasabasının yolunun girişinde üzerinde poligon noktası ve Lokantacı Osman Us ve ailesine ait modern mezarlar bulunan bir tepe görülmüştür. Üzerinde arkeolojik herhangi bir malzeme bulunmamasına rağmen bu tepenin bir tümülüs olması gerektiğine karar verilmiştir.


Bizans Yerleşmeleri:

2007 yılı yüzey araştırmasının en dikkat çekici yönü bulunan Bizans yerleşmeleri olmuştur. Bu yerleşmeleri önce Komana’dan doğuya doğru sonra da batıya doğru ele alacağız, güneyden tek örnek olarak Ormandibi Efdere Mevkii’ni ele alacağız.

2007 yılının en zengin buluntu veren Bizans yerleşmelerinden biri Pınarlı köyünün Kavaklık Mevkii’nde bulunan Çatalkaya’nın dibinde kaçak kazılarla ortaya çıkarılmış büyük bir yapıya ait kalıntılardır (Fig.9). İlk bakışta darmadağın edilmiş harç ve çok düzgün taban taşlarını görmek mümkündür. Kaçak kazı çukurunda oldukça düzgün mermer taşlardan örülmüş iki duvarın köşe yaptığı açıkça görülebilmektedir. Yine tahribatın arasında çatı kiremitleri, seramik parçaları, tuğla kırıkları, insan kemikleri ve cam parçalarına rastlanmıştır. Ayrıca Bula köyü civarındaki Bizans yapısından geçen yıllarda bulunan ve Orta Bizans Dönemi’ne tarihlenebilecek fyalostomialara burada da rastlanmıştır. Tahribatın kapladığı alan kuzey-güney ve doğu-batı yönünde yaklaşık 30m’dir.

Bu yapı kalıntısının kuzeybatısında, Kavaklık Mevkii’nde kaçak kazılarla ortaya çıkarılmış harçlı bir duvar kalıntısına rastlanmıştır. Kalıntılar yüzeyden yanlızca 10-15 cm aşağıdadır. Kaçak kazı çukurunun kuzey-güney yönündeki uzunluğu 215cm’dir. Kaçak kazının bulunduğu tarlada bol miktarda kiremit ve Geç Antik Çağ’a ait seramik parçalarına rastlanmıştır.

Büyük yapıya ait kalıntının batısında Çatalkaya olarak anılan kayalık tepelerde de kiremit ve seramik parçalarına rastlanmıştır. Ayrıca kayaların kuzey yüzünde dikdörtgen biçiminde tamamlanmamış bir oyuk olduğu tespit edilmiştir. Aynı yüzün batı tarafında ise kare şeklinde küçük bir oyuk görülebilmektedir.

Çatalkaya çevresi ve Kavaklık Mevkii’nde bulunan tüm bu arkeolojik kalıntıların tek bir yerleşmeye ait olduğu önerilebilir. Özellikle Çatalkaya’nın üzerinden doğuya bakıldığında Çatalkaya’dan doğudaki modern sulama havuzu ve biraz daha gerisine kadar bir yerleşimin varlığı yeryüzü şekillerinden anlaşılabilmektedir. Burada bir Orta Bizans yerleşmesi olduğu buluntuların da yardımıyla tesbit edilmiştir.

Bizans yerleşmelerinin önemli bir bölümü de Akbelen Kasabası’nın çevresindeki köylerde yer almaktadır.

Bunlardan ilki Yakacık köyü Kiliseardı Mevkii’nde bulunmaktadır. Bu harmanyeri görünümündeki alanda kaçak kazılar yapılmış ve Geç Antik Çağ’a ait seramik ve kiremitler yüzeye çıkarılmıştır. Ancak herhangi bir yapı kalıntısı görülmemiştir.

Akbelen kasabasının merkezini oluşturduğu havzanın içerisinde yeralan diğer bir köy de Çamlık köyüdür. Çamlık köyü çok yüksekde kurulmuş, ana yoldan uzak, oldukça izole bir köydür. Bu köye Çamağzı köyünden ulaşan yolun sağ tarafındaki tepelerde kaçak kazılar yapılmıştır. Burada tuğla örgülü harçlı duvar örgüsü üzerine yerel taşlardan örülü bir duvar katmanı daha bulunmaktadır. Ayrıca kaçak kazı çukurunun kenarında taban olduğu tahmin edilen kırmızı bir sıva katmanı da görülebilmektedir. Kaçak kazılarla ortaya çıkarılmış duvar örgülerinin etrafında ve tepenin yamacı boyunca yoğun olarak çatı kiremitleri ve az miktarda seramik parçalarına rastlanmıştır. Yine Çamlık mevkiinde bazı kayalık alanlarda taş çekme sırasında yapılmış alet izlerini de kaydettik.

Tokat-Niksar karayolunun doğusunda, Akbelen ayrımından 4km kuzeyde Gözova (Omala) kasabasındaki tarlalarda da yine kaçak kazılarla ortaya çıkarılmış ve Bizans Dönemi’ne tarihlenebilecek bir yapı bulunmaktadır. Yapı kalıntısı diktörtgen formunda üst örgüsü, hemen yanındaki kayalıklardan kesilip getirilmiş gibi görünen taşlarla örülmüş, alt seviyesinde ise harçlı küçük taşlardan örülmüş duvar örgüsü görülmektedir. Yapının içindeki mekan dağılımı dikenli çalılıklar nedeniyle tam olarak anlaşılamamıştır ancak en azından dört odasının görüldüğü söylenebilir. Yapının bulunduğu tarlada ve yanındaki tarlalarda yoğun miktarda çatı kiremiti parçalarına az miktarda seramik parçalarına rastlanmıştır.

Araştırma alanımızın kuzey sınırını belirleyen Avlunlar kasabasında eski Gökçeyol köyünün, şimdilerde mahallesinin yaylası olan Kemer Yaylası’nda ahır olarak kullanılan hatta bir bölümünün üzerine ev inşa edilmiş olan tonozlu bir yapının kalıntılarına rastlanmıştır (Fig.10). Ahır olarak kullanılan bölümde duvarın yüksekliği korunmuştur ancak tonozlarının tahrip olduğu gözlenmiştir. Ahırın içerisindeki köpekler ve evsahibinin köpekleri dışarı çıkarmayı reddetmesi sebebiyle ölçüm yapılamamıştır. Köy korucusu, buradan bir taş çıkardığını ve evinde muhafaza ettiğini söylemiş, taşın üzerinde bir haç motifi olduğu görülmüştür.

Komana’nın batısında beş adet Bizans yerleşmesi/kalıntıları tesbit edilmiştir.

Bunlardan iki tanesi Hasanbaba köyünde bulunmaktadır. Meryemana Tekkesi olarak anılan ve köyün kuzeyinde, Tokat’tan Komana’ya uzanan ovaya hakim bir tepenin üzerinde bulunan bu alanda yapı kalıntıları (düzgün taşlar, çatı kiremitleri, harç kalıntıları) görülmüştür (Fig.11). Yapı kalıntıları arasında bir de haç motifli bir taş bulunarak ve korunabilmesi için müzeye götürülmüştür. Kalıntılar arasında fyalostomialar da bulunmaktadır. Yapı kalıntıları ortalama 40m çapında bir alana dağılmıştır.

Hasanbaba köyünün içerisinde tek apsisli bir kilise vardır. Bu kilisenin tarihlenebilmesi oldukça zordur ancak köyün yakın zaman kadar Hristiyan nüfusunun bulunması ve devşirme taşlardan birinde Ermenice yazıt olması kilisenin en azından son halinin yakın geçmişe tarihlenmesi gerekliliğini düşündürmektedir. Yapının üst kısmı bahçe olarak kulanıldığından sağlıklı bir planı çizilememiştir. Yapının çevresindeki evlerde bu yapıya ait taşların devşirilip kullanıldığı gözlemlenmiştir. Çevrede dağınık biçimde çatı kiremitleri de görülmektedir.

Bir grup Bizans kalıntısı da Tokat-Turhal yolunun kuzeyinde tesbit edilmiştir. Kemalpaşa kasabasının Bilal Tekkesi Mevkii olarak bilinen ormanlık alanında bulunan yapı kalıntıları Orta Bizans Dönemi’ne tarihlenebilir. Yapı kalıntıları kaçak kazılar sonucunda tahrip edilmiş ve duvar örgüsünde kullanılan yerli taş parçaları ve harç kalıntıları yaklaşık 50m çapında bir alana dağılmıştır. Bu alanda kiremit ve seramik parçalarının yanısıra fyalostomialara da rastlanmıştır. Bu kalıntıların daha geniş bir alana yayılan bir yerleşmeye ait olduğu düşünülmektedir.

Kemalpaşa’dan Emirseyit kasabasına geçilmiştir. Burada Kiliseyeri olarak bilinen mevkiide bir Bizans yapısının kalıntılarına rastlanmıştır, ancak yapı kaçak kazılar sonucu tahrip olmuştur. Yapının tahminen kapladığı alan tahribat alanı göz önünde bulundurulursa 30m’dir. Bina kalıntılarının çevresinde desenli kiremit parçaları bulunmuştur.

Batı’daki son Bizans Dönemi kalıntısı Tokat-Turhal yolunun güneyinde Çerçi köyünün içerisinde görülmüştür. Çerçi’de ayrıca tescilli bir höyük de bulunmaktadır. Üst mahallenin iç kısımlarında bulunan ve moloz taş ve harçlardan yapılmış tek başına duran bir duvar göze çarpar. Duvarın kalınlığı 80cm duvar genişliği 830cm’dir. Duvarı ortalar şekilde duvarın kuzeyinden 358cm uzaklıkta bir merdiven bulunmaktadır bu merdivenlerden birinin genişliği 180cm.’dir.

Yüzey araştırmasını Bizans Dönemi’ne ait en önemli buluntularından biri Ormandibi kasabasında yapılmıştır. Efdere mevkiindeki tarlaların birinde kaçak kazılar sonucu iki apsisi açığa çıkarılmış, üç apsisli bir kilise yapısının kalıntılarına rastlanmıştır (Fig.12). Kilise yapısının kalıntıları kuzey-güney yönünde 28.89m, doğu-batı yönünde ise 22.60m’lik bir alana yayılmıştır. Günışığına çıkarılmış duvarlardan doğu-batı yönündeki duvar 460cm uzunluğunda, küçük apsis 150cm ve büyük apsis 440cm genişliğindedir. Duvarlar moloz taşlarla örülmüştür. Yapının doğu yönündeki teraslarda çok yoğun miktarda çatı kiremiti parçaları ve daha az yoğunlukta seramik parçaları bulunmaktadır.

Geç Antik Çağ Yerleşmeleri:
Bizans Dönemi’ne ait olduğu kesin olarak tesbit edilememiş ancak Geç Antik Çağ’da kullanılmış olduğunu tahmin ettiğimiz 3 alan bulunmaktadır. Batıdan doğuya doğru bu alanlar Çamaltı, Çördük köyleri ve Kemalpaşa kasabasında yer alır.

Çamaltı köyünde köyün doğusunda köylüler tarafından Kafir Tepesi olarak bilinen kayalık tepe üzerinde harç parçaları ve belli belirsiz duvar kalıntıları görülebilmektedir. Duvarlar yerli kaya olan şistten yapılmıştır . Ancak yüzeyde hiçbir arkeolojik buluntuya rastlanmamıştır. Yüksek bir tepenin üzerindeki üçgen alana kurulmuş bir yerleşmedir.

Çördük köyündeki yerleşme ise köyün dağlık alanında dere yatağının güneyinde, Çillik yolu üzerinde Çanakcı Mevkii’nde bulunur. Dere yatağının güneyindeki yamacın kuzey yüzüne kurulmuş eski bir köyün yapı taşları ve molozları yamaç boyunca dağılmış durumdadır. Yüzeyde az miktarda seramik parçaları görülmüştür.

Kemalpaşa kasabasının belediye başkanı ile birlikte Çermik (Çörmük) adı verilen mevkiide köylüler tarafından hamam yapısı olarak adlandırılan kaçak kazılarla ortaya çıkarılmış yapı kalıntıları görülmeye gidilmiştir. Yapının, moloz ve harçla örülü üç duvarı görülmektedir ve bu duvarlar yer yer kırmızı sıva ile sıvanmıştır, ancak çevrede arkeolojik malzeme bulunmadığından yapının dönemi tam olarak anlaşılamamıştır.

Komana antik kenti yüzey araştırmalarında 2007’de yapılan çalışmalarla hedeflenen noktaya ulaşılmış, yüzey araştırması sona ermiştir. 2008’den itibaren Komana antik kentinde kazı çalışmalarına başlanması planlanmaktadır. İleriki yıllarda kazı çalışmaları ile birlikte Komana kentinin territorium’unun daha iyi anlaşılabilmesi için tesbit edilen bölgelerde pekiştirici yüzey araştırması yapılabilir.

© 2014 karp