2008 Raporu
TOKAT İLİ KOMANA ANTİK KENTİ YÜZEY ARAŞTIRMASI 2008
Doç.Dr. D.Burcu Erciyas, Emine Sökmen
Giriş:
2004 yılında başladığımız Komana antik kenti ve çevresi yüzey araştırması projesinin bu seneki çalışmaları 7-28 Ağustos 2008
tarihleri arasında, arkeolojik yüzey araştırması, jeomorfolojik-jeofizik araştırma ve mimari çizim çalışmaları olarak gerçekleştirilmiştir.
Bu yılki araştırma ekibinde Doç. Dr. D. Burcu Erciyas (Araştırma Başkanı), Yrd.Doç.Dr. Bekir Necati Altın (Niğde Üniversitesi Jeomorfolog),
Emine Sökmen (ODTÜ Doktora Öğrencisi), Ahmet Çinici (ODTÜ Doktora Öğrencisi), Coşku Kocabıyık (ODTÜ Yüksek Lisans Öğrencisi),
Hakkı Üncü (ODTÜ Yüksek Lisans Öğrencisi), Ercan Semih Er (Dokuz Eylül Üniversitesi Lisans Öğrencisi), Rüştü Sünnetçi
(Adnan Menderes Üniversitesi Lisans Öğrencisi), Özgür Aktürk (ODTÜ Jeoloji Mühendisliği Araştırma Görevlisi) ve Kültür ve
Turizm Bakanlığı’nı temsilen Kırşehir Müzesi’nden Nuray Kaya görev almıştır.
Komana:
Yüzey araştırmasının merkez noktasını oluşturan Komana Pontika antik kenti, Tokat ilinin 9 km. kuzeydoğusunda,
Yeşilırmak (İris) nehri kenarında konumlanmıştır. Günümüzde Hamamtepe olarak adlandırılan ve bir höyük görünümünde olan
yerleşim, Tokat-Niksar ve Tokat-Almus yollarının ayrımında, eski adıyla Gümenek köyü olan Kılıçlı köyünün yanındadır.
Antik kaynaklardan kendine özgü bir yönetim yapısına sahip olduğunu anladığımız Komana kenti,
Tapınak Devleti olarak isimlendirilen ve sarfında geniş arazilere ve bu arazileri işleyip kendisine gelir elde
etmesini sağlayan büyük bir topluluğa ev sahipliği yapan bir yerleşimdir. Kendisine tanınan dokunulmazlığı ile
uzun zamanlar boyunca ayakta kalabilmiş Komana kenti, kendine has yapısının arkeolojik verilerle ortaya
konulması durumunda Anadolu Arkeolojisi’ne büyük katkılar sağlayabilecek önemli bir merkezdir.
Yüzey Araştırmasının Tanımı ve Amacı:
Bugüne kadar gerçekleştirilmiş olan arkeolojik yüzey araştırması, kentin ve çevresinin geniş bir dönemde
yerleşim tarihine ışık tutabilecek verilerin toplanmasını sağlamıştır. Yüzey araştırması yoluyla kentin antik kaynaklar
tarafından tanımlanan yapay sınırları gözönünde bulundurularak, kentin olası çekirdek sınırları belirlenmiştir.
Çalışmanın son iki yılında yürütülen geniş çaplı yüzey araştırmasında Komana’nın territorium’unu anlamaya yönelik
çalışmalar yapılmış, kentin yerleşim dokusundaki yerinin öneminin altını çizebilecek sonuçlara ulaşılmıştır.
Yapılan yüzey araştırması Erken Tunç Çağı’ndan Osmanlı Dönemi’ne uzanan bu geniş zaman aralığında bölgenin
arkeolojik araştırmalar açısından potansiyelini ortaya koymaktadır.
2008 Yılı Arkeolojik Yüzey Araştırması:
Burcu Erciyas, Emine Sökmen
Bu seneki çalışmanın sonuçları kronolojik olarak ele alıncaktır.
İkinci Bin Yerleşimleri
Uğrak/Esmelerbaşı
Tokat-Sivas karayolu ile ulaşılan Uğrak köyünün kuzeyindeki tarlalarında, Eşmelerbaşı Mevkii’nde Yüksek Gerilim
Hattının dikili olduğu yerde doğu-batı ve kuzey-güney yönünde 300m’lik bir alanda seramik yoğunluğu tespit edilmiştir.
Yüzeyden II.Bin, Demir Çağı ve olasılıkla Hellenistik Dönem’e tarihlenebilecek seramik buluntuları toplanmıştır.
Böylelikle ilk defa yüzey araştırmamız kapsamında II.Bin’e tarihlenebilecek bir yerleşime rastlanmıştır.
Yine bu köyün üst kısımda, tespit ettiğimiz yerleşim alanından da rahatlıkla görülebilen bir tümülüs bulunmaktadır.
Tümülüs üzerinde herhangi bir arkeolojik malzeme tespit edilmemiştir.
Uğrak Köyü’nden Tahtoba’ya giden yolun üzerinde yukarıda bahsi geçen yerleşimle ilişkilendirilebilecek bir kaya mezarı tespit edilmiştir.
Bu kayamezarı bir tarlanın ortasında kalmış anakayaya oyulmuştur. Kaya mezarının içerisinde iki kline bulunmaktadır. (Fig.1)
Ön yüzü bir giriş penceresinden ibarettir. Bu pencerenin yüksekliği 85cm’dir. Kayamezarının iç ölçüleri 2,28x2,55 m’dir.
Demir Çağı/Hellenistik Dönem Yerleşimleri:
Küçükbağlar/Kale Tepesi
Küçükbağlar köyünün üst kısımlarında ovaya oldukça hakim bir pozisyonda konumlanmış Kale Tepesi olarak adlandırılan
ve bir kayalık ve arkasında düz bir alandan oluşan bir tepe bulunmaktadır. (Fig.2)
Düzlük alan, çok sayıda
kaçak kazı nedeniyle tahrip edilmiştir. Bu tahribat ana kaya üzerine oturmuş kalenin kuzey yönünde yaklaşık 2,50m
izlenebilen olası bir savunma duvarını açığa çıkarmıştır. (Fig. 3)
Ayrıca, tepenin düzlük alanı üzerinde bazı duvar kalıntıları da görülmektedir. Bu duvar kalıntılarının bazılarının harçlı
bazılarının da harçsız bir örgüye sahip olduğu görülebilir. Tepenin kayalık alana yakın güney yönünde tonozlu
bir mezar olduğunu tahmin ettiğimiz ancak kaçak kazılar nedeniyle tanımsız hale gelmiş bir yapı tespit edilmiştir.
Bu kaçak kazının tahribatı içerisinde Demir Çağı’na ve Hellenistik Dönem’e tarihlenebilecek seramik parçaları ele geçirilmiştir.
Ayrıca kalenin üzerinde bulunduğu düzlüğün güney yönünde bir tünel girişini andıran oyuk bulunmaktadır.
Ancak bu oyuğun ağzı oldukça kapanmıştır. Dolayısıyla bu oyuğun bir işlevi olup olmadığı anlaşılamamıştır.
Bakımlı/Balkayası Mevkii
Bakımlı köyü, Kızıliniş Mevkii civarında Balkayası’nda kaçak kazılarla her yönünden tahrip edilmiş bir alan tespit edilmiştir.
Bu alan aynı zamanda bir kısmı doğal kayalar üzerinde olan bir tepe ve arkasındaki düzlükten oluşmaktadır.
Tepenin güneyinde anakayaya su direne etmek amaçlı oyulmuş bir oluk saptanmıştır. Tepede yapılan kaçak kazılar, küçük
şekilsiz taşlardan oluşan bir dolgu üzerinde toprak dolgu ortaya çıkarmıştır. Bu tabakalanma bir tümülüsü andırmaktadır.
Taş dolgunun alt tarafında ise harçlı duvar kalıntıları görülebilmektedir. Köşesine ulaşılmış bu duvarların bir mezar odası
olması mümkün görünmektedir. Tepenin üzerinden ve özellikle de kaçak kazı çukurlarından ağırlıklı olarak Demir Çağı,
özellikle boyalı Frig seramiği ve Hellenistik dönem seramiği toplanmıştır. (Fig.4)
Geyraz Kalesi
Tokat-Sivas karayolunun yaklaşık 5. kilometresinde, yolun doğusunda sarp ve yüksek bir kayalık göze çarpmaktadır. (Fig.5)
Geyraz köyü içerisinden bu kayanın alt eteklerindeki kanala kadar araçla ulaşılabilmektedir. Yürüyerek ulaşımı son derece
zor olan bu kayanın üzerinde Hellenistik Dönem’de örneklerine sık rastladığımız ve 2007 yılında Geyraz’dan aşağı yukarı
1 km güneyde tesbit ettiğimiz Çördük Kalesi’ne benzer bir kale bulunmaktadır. Kalede göze çarpan en önemli yapısal
kalıntı anıtsal bir merdivene aittir. Çördük Kalesi’nde olduğu gibi merdivenler kayaya oyulmuş bir tonuzun içerisinde
derinlere doğru devam etmektedir ancak toprak dolgu nedeniyle merdivenlerin bitişi görünmemektedir. (Fig.6)
Merdivenin görünen 20 basamağı bulunmaktadır. Aşağıdan 4. merdiven basamağından kemer oyuntusunun en üst noktasına kadar
olan yükseklik 6.80cm.dir. Altta bulunan kemerin dolgu toprağı üzerine kadar olan yüksekliği 2.30cm.dir. Bu kemer üzerinden
en üst merdiven basamağına kadar olan eğimin boyu 6.80cm.dir. Bu anıtsal merdivenin bittiği dibe yakın yerde tahrip olmuş duvardan
dışarıya dolgunun aktığı veya kaçak kazılar ile atıldığı gözlemlenmiştir. Antısal merdivenin güneyinde ve dışarısında kalan
bu dolgu toprağın üzerinde VI.Mithradates dönemine tarihlenebilecek miğferli Ares betimli bronz bir sikke bulunmuştur.
Sikkenin tahrip olmuş arka yüzünde kınında kılıç tasviri ve Amisos kent ismi yer almaktadır. (Fig.7)
Kalenin güneyindeki düzlük alanda bir yapı kalıntısı olduğu anlaşılmaktadır. Bu yapının duvarları yüzeyden izlenebilmektedir.
Yapının dört ardışık duvarının kuzey doğuda bulunanı 23,70 m, hemen batısındaki 20,30 m ve onun batısındaki 23,10 m ve en
dıştaki yani en batıdaki duvar 23,10m uzunluktadır. Bu duvarların batı tarafındaki yükseklik farkı gözönünde bulundurulursa
duvarların oldukça yüksek olduğu düşünülebilir. Burası kalenin giriş kapısı olabilir. Bu yapının kuzeyindeki kayalık alan da
kontrol edilmiştir, herhangi bir kalıntı olmamasına rağmen bu kayalığın da kullanılmış olabileceği düşünülmektedir.
Kalenin doğusunda mevsimlik bir dere bulunmaktadır, taşkınlara sebep olduğu üzerindeki günümüz bentlerinden anlaşılan
dere büyük olasıkla antik çağlarda da kalenin su ihtiyacını gideriyor olmalıdır.
Sevindik/Odaba
Tokat-Çat kasabası yolu üzerinde bulunan Sevindik (Odaba) Köyü’nde köyün sonuna doğru bulunan tarlanın üzerinde tarım
sonucu aşınmış alçak bir tepelik üzerinde Erken Bronz Çağı’ndan Osmanlı’ya kadar geniş bir zaman aralığına tarihlenebilecek
seramik bulgusuna rastlamıştır. Doğu-batı yönünde yaklaşık 100m kuzey-güney yönünde yaklaşık 100m’lik bir alanda seramik
dağılımı ve döküntü taş yoğunluğu tespit edilmiştir.
Sevindik/Kaletepesi
Sevindik ile Beşören köyü arasında Çiftliğindere Mevkii’nde Kale Tepe olarak adlandırılan kayalık alanda incelemeler yapılmıştır.
Kayalık üzerinde kuzey yamacında oldukça tahrip edilmiş bir duvar tespit edilmiştir. Bu kayalığın güneyinde kareye benzer
bir formda başka bir kayalık bulunmaktadır. Bu kayalık alan ile birlikte Kale Tepe, vadinin boğazına konumlanmış,
vadiyi korur gibi görünmektedir.
Kayalığın yamaçlarından boyalı Demir Çağı seramikleri ve Hellenistik Dönem’den Osmanlı’ya kadar uzanan seramik toplanmıştır.
Roma Dönemi Yerleşimleri:
Roma Dönemi’ne kesin olarak tarihleyebileceğimiz 2 adet yerleşim tesbit edilmiştir.
Güzeldere/Geyseri
Tokat Merkez’den 15 km batıda bulunan Güzeldere köyünün hemen güneyinde tescilli bir yerleşim ziyaret edilmiştir.
Yerleşim köyün hemen yanında olması ve sürülen tarlaların ortasında bulunması nedeniyle zaman zaman tahrip olmaktadır.
Kırmızı topraklı bir tarla içinde bulunan muhtemelen antik şehrin kamusal yada kutsal yapılarından birinin anıtsal duvarı
toprak altından nispeten açığa çıkmıştır. (Fig.8)
Bu duvar örgüsünde kullanılan blok taşlardan bazılarının boyunun 2,34 m’ye ulaşması da bu yapının anıtsal bir mimariye sahip
olduğuna işaret etmektedir.
Köyün içinde devşirilmiş mimari yapı elemanlarını da görmek mümkün olmuştur. Bir ahırın giriş kapısında kullanılmış 120cm
yüksekliğinde 30cm çapında bir sütun, bir evin girişinde duran 30x30cm kare tavanlı ionik sütun başlığı, bir bahçe
duvarında kullanılmış işliğin bir yapı elemanı olabilecek akıtaçlı taş parçası ve bir diğer bahçe duvarında kullanılmış
130cm boyunda floral bezemeli yapı taşı bunlara örnektir.
Serince/Mantarlık Mevkii
Tokat-Almus karayolu üzerinde, Almus’a 5km mesafede bulunan Serince köyünün Mantarlık Mevkii’ne gidilmiştir.
Sürülmüş yaklaşık 15 dönüm tarla üzerinde geç Roma, Bizans ve Beylikler dönemlerine tarihlenebilecek seramik yoğunluğu gözlenmiştir.
Kuzey-güney yönünde 170m, doğu-batı yönünde ise 360m’ye yakın bir alanda seramik dağılımı olduğunu söylemek mümkündür.
Yine bu tarlalara yakın Navruzluk Mevkii’nde koyu renkli ince grenli topraklık alanda insan kemikleri, kiremit parçaları
ve kiremit curufu tespit edilmiştir. Aynı alanda üzerinde haç işareti bulunan bir pithos ağız parçası bulunmuştur.
Bizans Dönemi/Geç Antik Çağ Yerleşimleri
2008 yılı arazi çalışmalarında çok sayıda Geç Antik Çağ/Anadolu Ortaçağı/Beylikler Dönemi ve Osmanlı Dönemi’ne
tarihlenebilecek alan tesbit edilmiştir. Buluntuların doğası bu alanların tarihlemelerinin ancak yaklaşık olabilmesine
imkan vermektedir. Bu sebeple alanlar tek bir başlık altında ele alınmış ve tesbit sırasına göre dizilmişlerdir.
Çalışmalara Tokat’ın kuzeyinden başlanmıştır.
Ahmetalan/Bohçayayla Mevkii
Ahmetalan Köyü’nün üst kısımlarında yayla alanı olan BohçaYayla Mevkii’nde kuzey batı-güney batı yönünde 121 m, kuzey
batı-kuzey doğu yönünde 136 m’lik bir alanı kaplayan bir yapı kompleksi tespit edilmiştir. Bu kompleksin kaçak kazılarla
açığa çıkarılmış kalıntılarından yola çıkarak, ortasında tek apsisli bir kilisesi olan bir Bizans yerleşimi olduğu düşünülebilir.
(Fig.9) Yapı kompleksi dağın kuzey yamacına konumlandırılmıştır.
Kaçak kazılar nedeniyle tahrip olmuş mimari kalıntıların etrafında çatı kiremitleri ve az miktarda seramik parçalarının
dağıldığı görülmektedir. Ayrıca kuzey yamacın üst kısımlarında künk parçaları da kaydedilmiştir. Yine bu yamaçların yüksek
kısımlarında kaçak kazılarla tahrip olmuş mezar çukurları ve etrafa dağıtılmış kapama kiremit parçaları bulunmaktadır.
Kilise binasının kuzey, batı ve güney yönündeki duvar kalıntıları izlenebilmektedir. Kuzey yönündeki duvar yer yer ana kaya ile
örtüşmektedir ve hatta anakayanın duvar örgüsünün bir parçası gibi kullanıldığını söylemek mümkündür. Doğu yönünde anakaya yüzeye
oldukça yakındır ancak herhangi bir duvar izine rastlanmamıştır. Bu duvarlar arasında yani kuzey-batı, kuzey-doğu ve güney-doğu
yönlerinde, duvarların çakışma noktalarında konumları ve yüzeyde izlenebilen kalıntılar nedeniyle kule olabileceğini düşündüğümüz
yapılar bulunmaktadır. Ortada bir kilise kalıntısı ve kilise kalıntısının kuzey yönünde kareye yakın formlu bir başka yapının
varlığı söz konusudur. Bu yapının izleri yüzeyden net olarak izlenebilmektedir.
Bu alanda daha önceki yıllarda bir kurşun Bizans mühürü Ahmetalan’lı bir çoban tarafından bulunarak müzeye teslim edilmiştir.
10.-11. yüzyıllara tarihlenebilecek mühür imparatorluk Ostiarios görevlisi John Komidetes’e ait bir torba mühürüdür. Alanın planı
çizilmiş ancak apsisli mimari kalıntının planı tam olarak anlaşılamamıştır.
Gevrek/ Koruluğundere
Tokat-Almus yolunun güneyinde yeralan Gevrek Köyü’nün Koruluğundere Mevkii’nde kiremit cürufları ve çatı kiremitleri tespit edilmiştir.
Buradan az miktarda cüruf örneği alınmıştır. Curuflar ve kiremitler dışında herhangi bir bulguya rastlanmamıştır.
Gevrek/Çamurlu
Gevrek Köyü’nün köye yakın bir yamacında bulunan Çamurlu Mevkii’nde bir tarla yüzeyinde yoğun miktarda cam cürufu tespit
edilmiştir ve buradan az miktarda cüruf örneği alınmıştır. Bu mevkii köyün güneyinde bulunmaktadır. Cürufun tarla yüzeyindeki
dağılım alanı yaklaşık 25m’ye 25 m’dir.
Gevrek Köyü’nde rastladığımız kiremit ve cam cüruflarının yoğunluğundan yola çıkarak bu alanın geç dönemlerde işlik alanı
olarak kullanılmış olabileceğini ileri sürebiliriz.
Aydınca (Geksi)
Köyün genelinde çok sayıda devşirilmiş yapı taşları görülebilmektedir. Köy camisinin yakınında bir havuz kalıntısı bulunmaktadır.
Havuzun kuzey batı-güney batı yönündeki duvarı 9,10m, kuzey batı-kuzey doğu duvarı 9,80 m, kuzey doğu- güney doğu duvarı 9,20m,
güney doğu-güney batı duvarı ise 9,90m ölçülerinde kareye yakın bir formdadır. Havuzun tabanı yerel grimsi taşlarla döşenmiştir ve
üzerindeki bitki örtüsü ve moloz dolgusu nedeniyle sadece orta kısımda izlenebilmektedir. Havuzun iç duvarları sıvalıdır ancak bu
sıvanın büyük bir kısmı dökülmüştür. Sadece havuzun kuzey-batı ve güney-batı duvarında yer yer görülebilmektedir. Havuzun
güney doğu köşesinde suyun gideri bulunmaktadır. Yine havuzun güney doğu ve kuzey doğu köşeleri yakınında suyun geldiği
künkler görülebilmektedir. Havuzun derinliği 2,52m’dir. (Fig.10)
Havuzun kuzey batı-kuzey doğu duvarında, sonradan eklendiğini düşündüğümüz süslemeli bir dikdörtgen taş bulunmaktadır.
Taş, havuzun kuzey batı köşesinden 4,64m uzaklıkta konumlanmıştır. Taşın yüksekliği, 1,71m, kare kısmının genişliği 50 cm ve
yüksekliği 60 cm, üst yuvarlaklarının genişliği ise 20şer cm’dir. Bu taşın ön yüzünde K ve M harfleri ile birlikte 1851 tarihi
işlenmiştir. Havuzun tabanındaki moloz içerisinde bir yazıt fragmanı ele geçirilmiştir. Üç harften oluşan yunanca fragman,
yazı karakteri itibariyle Bizans Dönemi’ne tarihlenebilir.
Havuz yapısının kuzeyine doğru yapı kalıntılarının yayılımı devam etmektedir. Bu yapı kalıntıları ve havuz muhtemelen Cami’nin hemen
yanında bulunan tonozlu yapı ile ilişkilidir. Bu yapı, dört tarafında 47 cm boyutlarındaki tuğlalardan örülmüş tonozlar ile
desteklenmiş Cami’ye bağlantılı bir yapıdır ve kuzey batı-güney batı ile kuzey doğu-güney-doğu ve kuzey batı-kuzey doğu duvarları,
yandaki diğer yapılar nedeniyle orjinal duvar örgüsünü yitirmiştir. Kuzey batı-güney batı duvarının uzunluğu 5,73m’dir ve bu
duvardaki tonozun taş temel üzerine oturduğu yerden genişliği 4,30m, yüksekliği ise 2,50m’dir. Kuzey batı-kuzey doğu duvarının
uzunluğu 3,10m’dir. Bu duvardaki tonozun yüksekliği 2,50m, taş temel üzerine oturduğu yerden genişliği ise 2,96m’dir. Kuzey batı-kuzey
doğu duvarının arka cepheden uzunluğu 5,35m, bu duvardaki tonozun yüksekliği 3,55m’dir. Kuzey doğu- güney doğu duvarının uzunluğu
5,66m’dir bu duvardaki tonozun yuksekliği ise 2,69m’dir. Yapı, mimarisi itibariyle Erken Ortaçağ dönemine tarihlenebilir.
Bu köyün bazı yerlerinde devşirilmiş mimari elemanlar görmek mümkündür. Bizans dönemine tarihlenebilecek bir sütun başlığı,
31cm yüksekliğinde 59cm boy ve 66cm genişliğindedir.
Kat Kasabası Dedetepe
Kat Kasabasının yaylası olarak bilinen alanda Dede Tepesi ya da Mahmutlu Tepe olarak adlandırılan tepe üzerinde kaçak kazılar
yapıldığı görülmüştür. Bu kaçak kazılar nedeniyle açığa çıkmış arkeolojik malzemenin sadece tepenin vadiye bakan kısmına doğru
dağıldığı gözlemlemiştir. Vadiye bakan konumu nedeniyle gözetleme amaçlı kullanıldığını düşündüğümüz tepenin kuzey-güney yönünde
kapladığı alan yaklaşık olarak 65m kadardır.
Kat Kasabası, Bayrak Tepesi
Kat kasabasının içinden geçerek Bayrak Tepesi denilen tepeye ulaşılmıştır. Yine burada da kaçak kazıların yapılmış olduğu görülmüştür.
Kazılar nedeniyle seramik ve kiremit parçalarının etrafa dağıldığı ve aynı zamanda harçlı duvar kalıntılarının da tahrip
edildiğini tespit edilmiştir. Tepenin üzerinde tahrip edilen duvarlar da izlenerek buradaki yapının U şeklinde olduğu düşünülmüştür.
Tepenin batısında da duvar izine rastlanmıştır. Bu duvarın görünebilen uzunluğu yaklaşık olarak 50m kadardır. Tepenin kuzey ve
güney kısımları ise anakayaya ile sınırlanmıştır. Bu gözlemlerden ve tepenin tüm vadiye hakim konumundan yola çıkarak
buranın Geç Antik Dönem’e ait bir gözetleme kulesi olduğunu söylemek mümkündür.
Büyükbağlar (Büyük Endiz) Kilise Yapısı
Tokat-Turhal yolu üzerinde, Güzeldere Köyü’nün batı tarafında bulunan köyde terk edilmiş bir kilise bulunmaktadır.
(Fig.11)
Kilisenin üzerine bir kat daha inşa edilerek konut amaçlı kullanılmıştır. Kilisenin yapım aşamasında
kullanılan devşirme malzemenin işçiliğinden yola çıkarak bir Bizans yapısından sökülüp kullanılmış oldukları önerilebilir.
Bunun haricinde köyde ve çevresindeki arazilerde herhangi bir arkeolojik kalıntıya rastlanmamıştır.
Küçükbağlar (Endiz) Kemer Yapısı
Köyün üst kısımlarında bulunan yayla alanındaki kaynak suyunun ortaya çıktığı yerde kemerli bir yapı bulunmaktadır. Yaylaya ismini
veren (Kemer Yaylası) bu yapının sadece bir ayağı korunagelmiştir. Bu ayağın kuzey-güney yönündeki izlenebilen uzunluğu 9m’dir.
Diğer ayak harçlı duvar örgüsünden yola çıkarak daha geç dönemlerde tamir edilmiş gibi görünmektedir, ancak bu tamirat geçiren ayak
şu anda devrilmiş durumdadır. Bu ayağın görünebilen uzunluğu 3,60m kadardır. Bu ayaklar 40-45cm boyutlarındaki taşlardan örülmüştür.
Üst yapıdan korunarak günümüze gelen bir yapı kalmamıştır. Ancak ayağın düz çıkan taş örgüsünün tonoz oluşturmak üzere içe
döndüğü yer bellidir. Bu yerin görünebilen yaklaşık yüksekliği 1,70m’dir. Kemerin sağlam olan ayağının hemen kuzeyinde 3 sıra
taştan örülmüş bir duvar sırası bulunmaktadır. Bu duvarın uzunluğu 9,90m’dir.
Bu yapılar özellikle bulundukları yükseklik gözönünde bulundurulduğunda, büyük olasılıkla yakınlarında bir Bizans
Dönemi yerleşimi ile ilişkilendirilebilir ancak 2008 yılı çalışmalarında böyle bir yerleşmeye rastlanmamış bu alana geri
gidilmesi ileriki yıllarda gerekli görülmüştür.
2008 Yılında Altıgen Havuz’da Yürütülen Çalışmalar:
Ahmet Çinici
Komana Arkeolojik Araştırma Projesi kapsamında, 2008 yılında Altıgen Havuz’da birtakım belgeleme ve çizim çalışmaları yapılmıştır.
15 Ağustos ve 27 Ağustos tarihleri arasında sürdürülen çalışmalarda havuzun mevcut durumunun çizimlerle belgelenmesi amaçlanmıştır.
Çalışmaların odak noktasını havuzun 1:20 ölçekli planı oluşturmuştur. Anılan planda havuzun görülebilen tüm duvar ve taban döşeme
blokları gösterilmiştir. Bu planı desteklemek amacıyla havuzun altı duvarının cepheleri 1:20 ölçeğinde çizilmiştir. Ayrıca havuzun
bulunduğu sekinin 1:100 genel durum planı çizilerek Doğu-Batı ve Kuzey-Güney yönlü iki adet kesiti alınmıştır. Yapılmış olan tüm
çizimler bilgisayar ortamına aktarılmıştır. (Fig.12)
Jeomorfolojik Araştırmalar:
Bekir Necati Altın
İnsanın soysal yaşamını şekillendiren, karşılıklı etki ve etkileşim içinde bulunduğu çevrenin jeolojik, jeomorfolojik ve coğrafik
özelliklerinin belirlenmesi bir yerleşkenin kuruluş ve gelişimi açısından son derece önemlidir. Bu nedenle Komana arkeolojik
alanının ortaya çıkışı, fonksiyonları, kendisine yakın alan olarak tanımlanan bölgelerin belirlenebilmesi amacı ile geniş
alanlı bir tarama gerçekleştirilmiştir.
Bir yerleşim alanının gelişimi ve onun etki alanı doğal çevrenin sunduğu imkanlarla sınırlı olmamakla birlikte yerleşmenin
idari ve genel fonksiyonları etki alanının gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Bu noktada söz konusu alanın yakın çevresinin
topografyası ile diğer arkeolojik noktalar arasındaki ilişki önem kazanmaktadır. Öncelikle, daha önceki geniş alanlı yüzey
araştırmaları da göz önünde tutularak, topografyanın genel karakteri ve özellikle Komana arkeolojik alanının konuşlanmasında
son derece önemli olan Yeşilırmak Nehri akarsu seki sistemleri, akarsu kavrımları (menderes yenikleri), akarsuyun jeolojik
mazideki yer değiştirmeleri (ötelenmeler) ve bunda rol oynayan etken ve süreçler belirlenmeye çalışılmıştır.
Komana antik yerleşkesi, yüksek dağlık alanların arasında, içine Yeşilırmak Nehrinin yerleştiği, tektonik bir depresyonun
tabanında ve nehrin güney kenarında bulunur.
Kuzeyde ve güneyde uzanan yüksek dağlık alanları, mevcut fay sistemlerini de göz önünde tutarak, tektonik olarak basamaklar
halinde vadi tabanına doğru alçalan bloklar olduğunu söylemek mümkündür. Bu bloklar yukarıdan aşağıya doğru dört basamak halinde
alçalır. En üst basamağı dağlık alanların çatı düzlüklerini geniş alanlı aşınım yüzeyleri oluşturur.
Düşey ve yatay atımlı tektonik hareketlerin kontrol ettiği bu alçalan bloklar daha aşağı kesimlerde ana kaya üzerinde
yerleşmiş kalın enkaz örtüsü ile dikkati çeken birikim yüzeyleri şeklinde gözlemlenir. Bunlar akarsularca parçalanmış,
birbirlerine paralel, aynı yükselti seviyelerine sahip uyumlu sırtlar halinde uzanırlar. Dağlık alana geçiş oluşturan ve
günümüzde tarım alanı olarak kullanılan birikim yüzeyleri üzerinde rastlanılan arkeolojik yüzey bulguları tektonik
çizgiselliklerin neden olduğu su kaynaklarına olan yakınlıkları ile dikkati çekerler.
Dağlık alandan güncel vadi tabanına geçiş, depresyon sahası içinde Yeşilırmak nehrinin oluşturduğu birkaç seviye halinde
gözlenen seki sistemleri ile gerçekleşir. Nehir boyunca gözlenen akarsu topografyasına ait akarsu seviye değişimlerinin tanıklığını
yapan alçak ve yüksek seki sistemleri, yüksekte kalmış gömük menderes yenikleri nehrin depresyon tabanı içinde sürekli yer ve
seviye değişikliği yaşadığını göstermektedir.
Yapılan ilk çalışmalarda Yeşilırmak Nehri vadi tabanında güncel akış kanalı ve taşkın yatağı etki alanı belirlenmiştir.
Yer yer daralan ve boğaz halini alan güncel yatak tabanı muhtemelen Pleistosen seviye değişimlerinin ve gençleşmelerin yaşandığı
550m seviyesine ulaştığı yüksek menderes yeniklerinden alüvyal yelpazelerin sunduğu topoğrafiden anlaşılmaktadır. Bu seviye genelde
belirlenen arkeolojik noktaların alt sınırı olarak karşımıza çıkmaktadır. Akarsu birikinti koni ve yepazelerinin 750m seviyesi
altında geniş yer tuttuğu az eğimli (%5-15°) yerlerdir.
Bugün vadi tabanında tarla olarak kullanılan ve köylülerin sık sık rastladıklarını ifade ettikleri arkeolojik bulgular gözönüne
alındığında dağlık alandan Yeşilırmak Nehri’ne bağlanan kolların taşıdıkları alüvyal malzemelerin oluşturduğu güncel
birikinti koni ve yelpazeleri altında bulunması akarsu topografyasında yaşanan süreci göstermesi açısından önemlidir.
Tokat İli Komana Antik Kenti Yüzey Araştırmaları Kapsamında Yapılan Rezistivite Etüdleri:
Özgür Aktürk
Komana Antik Kenti yüzey araştırmaları kapsamında 16 – 20 Ağustos 2008 tarihleri arasında yapılan jeofiziksel
çalışmaların (rezistivite) amacı bölgenin genel jeolojisini belirlemek ve Yeşilırmak vadisindeki alüvyon kalınlığı
ile ortalama anakaya derinliği üzerine bir fikir edinebilmektir. Verilerin araziden toplanıp işlenmesinden sonra değerlendirme
çalışmaları yapılmıştır. Komana antik kentinde 7 ayrı alanda yapılan jeofizik ölçümler sonunda tüm kesitlerin özdirenç grafikleri
IPI2win paket programı kullanılarak çizilmiş ve yorumlanmıştır. Detaylı yorumlamalar ayrı bir rapor olarak daha sonra yayınlanacaktır.